Yalnızlık Güzelmiş 

Yalnızlıktan şikayet etmicam bundan sonra ..

Nedenini o gün çocukların oynadığı anda fark ettim .

Arkadaşlarla tartışıp dışarı çıktım ,o gün hava bulutluydu ,benim içimdeki bulutlarda o günün yağmuruyla beraber yağacağız diye fırsat bekliyordu ,bir köşeye çekildim topluluğa bir baktım okulun bahçesiydi ,kimi bisiklet sürüyor ,kimi sınavlar için hazırlanıyor ,kimi yemek yiyor ,kimi pencereden bakıyir ,kimi de top oynuyirdu .Bir an kendimi çocukların arasında top oynuyi rolarak hid ettim ,eğer ben oynasaydım o sahneyi izleyemezdim .

Çocuklar bağışiyor ,koşuyor ,kimse yalnız kalanları fark etmiyordu .Herkes eğleniyordu ,ama yalnız kalanlar topluluğun her birinin ne yaptıgını izliyor biliyor ve öğreniyordu ,tek kalmak yani Dünya ‘yı incelemkmiş .

Yalnızlık bize Dünya ‘yı tanımamızı sağlıyormuş ,gökyüzüne baktım hala bulutluydu ,hemen hemen bayrağın altında oturuyordum yalnızlığımla bayrağıma selam olsun dedim ve yalnızlıgımı o an sevdim yerimden kalktım ve teneffüs bitti…
                                                                                                                        Nil HOROSANI 

                                                                                                                      16.11.2017

Reklamlar

Anlatacak o kadar şey var ki ,

Hangisinden başlayacağımı bilmiyorum .

Kalem elimde ,kağıt önümde ;

Kafam karıştı cümlelerimle ,

Kağıda bakınca hiç bir cümle göremiyorum .

Her şey boş görünüyor ,

Her şey eksik görünüyor ,

Ben anlamadım 

Bu hayatın hangi kısmı ?

Hayatın hangi kısmı?

                                                              Nil HOROSNI 

                                                             05.09.2017

Keşke O  Gün Yağmur Yağmasaydı 

Genelde herkes yağmuru Allah’ın nimeti diye sever .En güzeli çocuklar yağmur yağmaya başlayınca şemsiyesiz koşup çıplak ayaklarıyla zıplamaya başlarlar. Genç kızlar saçlarını açıp gökyüzüne bakıp duygularını serbes bırakır ve şarkı söylemeye başlar .Çiftçiler dualarıyla köşeye çekilir ,aylardır beklenilen gülümseme yüzlerinde bulunur .Ninelerin “Yavrum gitme üşüp hastalanırsın “deme sesleri duyulur .Ama ama bu keresine bir genç kızın neden yağmuru sevmediği anlatılıyor bu hikeyede. 

         Çok uzun yıllar önce bir zengin adam yaşarmış .Bu zengin adam ellinden geldikçe herkese yardım eder ,fakirlerin tebessümleriyle içini rahatlatırmış .Zengin adamın iki kızı iki oğlu varmı.Evlatlarını çok sever hiç bir zaman onları tek bırakmazmış .Kızları mahalledeki kızlarla arkadaş olup her gün yeni bir eğlence bulurlarmış .Oğullarıda aynen kızları gibi nerhametli ,yardım sever güller yüzlüymüş. Bu zengin adamın çok büyük bir bahçesi varmış .Bu bahçede rengarenk çiçekler ,güller yüzlü ağaçlar,sabır kokan güller varmış .Ağaçların üstüne konan serçelerin sesi arka taraftaki komşunun her gün küçük ,eski perdesini kaldırıp yüzüne bir gülümseme bulunmasına neden olurmuş .Bu bahçe kim bilir ne kadar insanların hayalliymiş .

     Ramazan yaklaşınca mahalledeki insanların kalbinde bir ümit , bir mutluluk koparmış. Iftar sofrasında bin bir türlü yiyecek mahalledeki insanlar için hazırlanır ,herkes toplandıktan sonra imamın sesi duyulunca herkes dualarıyla iftar edermiş. Çocukların sabr etmeden ağızları doluykende başka yiyeceklerden yemeye çalıştıklarını gören zengin adamın gözleri yaşlanır ve yanındakilerin başını okşarmış.Herkesin karnı doyduktan sonra kahve içilir ,çocuklar el elle vererek zıplayıp,oynayıp bahçeyi daha da güzelleştirirlermiş .Sonra herkes evin sahibine teşekkür edip evlerine döner. Hayat işte böyle güzel devam ederken işte bir gün …

Bir gün zengin adamın kızı alışverişteyken bir kaç; ağzı burnu kapatılmış olan insanlar tarafından kaçırılır .Herkes ne olduğunu aniden anlayamarak şaşırırlar ve el ayak olurlar.sonra bu kızı çok uzak bir köye götürürler ,kızın gözünü ip ile bağlamış ..kız hiç bir yeri görmiyor sadece bağirıyor ,kızı susturmak için adamlar çabalıyormuş . Kızın babasıdan kızın özgürlüğü için para isteme niyetleri varmış .Kız sürekli ağlıyor “Beni bırakın ,benden ne istiyorsunuz “diye bağırıyormuş .Bağırdıkçada zalim adamlardan tokat yiyor dudaklarından vıcırdyıp kan akmaya başlamış .Kızın babası o gün kendisini rahat his etmeyip ofisten çıkıp biraz deniz kenarına yürümek istemiş .Babası ofisten çıkarken tanılmayan bir numardan aranılmış .”Alo “dediğinde bir çığlık sesini.duymuş.Hayvan gibi kızı dövüp sesini babasına duydurmuşlar .Babası ne olduğunu anlayınca elinden telefon düşmüş ve oracıkta bayılmış .

Ofisin işçileri adamı hastaneye götürmüşler ,adamcağız kalp krizi geçirmiş ve komaya gitmiş .Ailesi hemen koşa koşa hastaneye gelmişler babalarını bu halete görünce günleri kararmış .Sonra akşam olmuş ,sabah olmuş kardeşelerinden hiç haber olmamış ,ailesi endişelenmeye başlamış ,kızın ailesi karakola başvurmuşlar ,polisler hemen aramaya başlamışlar ,ama kızdan hiç bir haber olmamış .Kızcağız babasını beklerken şikence altında ölüme razı oluyormuş .Babası komadayken kızının nerede olduğunu kimseye söyleyememiş . Ailesi yeterince endişelenmiş ve babasıyla kızın yokluğu ailenin reisini yani annesini hastalık yatağına düşürmüş .O ailenin en zor günlerindenmiş o günler . Iki gün geçmiş üç gün geçmiş kızın ailesinden hiç bir haber gelmemiş .


Kızı kaçıranlar artık kimse gelmeyeceğini düşünüyorlarmış .O arada kız tuvalete gitmek istemiş ,kızı kaçıranlar kızla dalga geçmişler şikence yapmışlar ,kız yalvarıp ağlamış .Insanlık adına bir kere merhamet etmelerini istemiş .Sadece kızın ellerini açarak tuvalete götürmüşler ve kapıyı kapatıp kapının arkasında beklemişler .Kızcağız kaçma yolunu bir türlü bulammaış .Tuvaletin penceresi de adam sığacak kadar büyük değilmiş. Kız ağlamış ,düşünmüş hiç bşr çare olmadığını düşünürken gözü tuvalet kağıdını fark etmiş .Aynanın önünde bir kaç tane dış fırçası ve kalıcı ruj duruyormuş .Kız uzun bir süre düşünmüş ve dışardakiler “Hadi çıksana napiyon orda “diye kapıyı vurup bağırıyormuş .Kız hemen bir parça tuvalet kağıdı alıp üstüne ruj ile “Lütfen bana yardım edin ben bu evdeyim beni kurtarın lütfen “yazıp kağıdı pencerden dışarı fırlatmış .Kağıtta sokağın ortasına düşmüş .Kızın kalbinde bir ümit bulunup tuvaletten çıkmış .

Adam yine kzın ağzını ,ellini bağlayıp sandalyeye oturturmuş .Kız sürekli ağlayıp el ayak çırpıyormuş .Kız birileri o kağıdı okuyup onu kurtarmaya geleceğinden eminmiş.Kızı kaçıranlar hayvan sıfatlı merhametten ,insanlıktan hiç bir şey anlamayanlarmış .Günler geçmiş gelen kurtaran olmamış .Adamlar bıkmış .Kimse o taraflara gelip kağıdı bulmamış ,ve gelen giden olmamış .O gün yağmur yağmaya başlamış .Yağmurun her damlası yere inince kızın kalbi sızlayıp yağmurun iki katı kadar yaş döküyormuş .O gün akşama kadar yağmur yağmış .Kız artık ümidini kesmiş hem ailesinden hem atığı tuvalet kağıdından . Yağmur yağıncada tuvalet kağıdı ıslanmış erimiş ve toprağa karışmış .O esnada bir kaç tane mahalle kadınları ordan geçmiş .Bunu gören kız yağmurdan nefret etmeye başlamış .Adamlar bakmış hiç haber yok silahlarını çıkarmış ve kzın son isteğini sormuşlar .Kızda ağlaya ağlaya bir kalem ve kağıt istemiş .Kalem kağıdı getirdikten sonra kağıda “Keşke o gün yağmur yağmasaydı ,belki bu gün yaşardım ,yağmuru sevmeyin yazmış “ve kağıdı masanın üstüne koymuş.
Kızı kaçıran adamlar silahlarını çıkarıp kızın beynine bir kaç kurşunu sıkmışlar kız kana boyanmış ve gözlerini beklemek yolunda ebediyete kadar kapatıvermiş .Yarını karakol polisleri bu köye gelip kızın cesedini ve masanın ütündeki kanla boyanmış olan notu bulmuşlar  “Keşke o ün yağmur yağmasaydı ..,”bunu okuyunca şaşırmışlar ve cesedi alıp götürmüşler ….
                                                                                                                  Nil HOROSANI 

                                                                                                                  17.09.2017

Uçurtma Ve Güvercin 

         Uçurtma ve güvercin derken geçmişimi hatırladım .Senelerdir hiç düşünmediğim ve neden düşünmemiş olduğum bir konuya yol açıyor bu iki kelime . Uçurtma bizim vatanımzda çok çok sevilen ve uçurtma üstünde kavga eden çocukların sesi uyandırıyor bazen uykudan beni .Peki güvercin ile uçurtma neden bir araya gelmiş deseler ???

        Biliyorum mu ?

Galiba bilmiyorum …Güvercinler özgürlüğü anlatıyor diyorlar ama bence özgürlük sadece havada uçmak değil ;bir hasta gönüllünün dudaklarında tebesümü görmekte özgürlüktür bence .Uçurtma rengarenk eğlence için ;ama oda havaya gidip birilerinin dikkatini çekmek içindir .Ama asıl hedef kendini göstermektir .

Biz küçükken daha ilk okuldaydık .Arkadaşlarımzla cıvıl cıvıl oynarken zilin sesini duyunca sınıfa doğru koşardık ;Çünkü bizi orda bekleyen binbir türlü renkli kalemler daha üstüne bir tanecik bile çizgi çizilmemiş olan kağıtlar ,yağlı boyalar ,en güzeli de şeker gibi hocamız bekliyordu .Hemen sınıfa girip yerlerimize yerleşirdik .Hocamız daha söze başlamadan merak edip o günün konusunu sorardık .Hoca söyler söylemez bildiğimiz ,canımız istediği kalemlerle karalamaya başlardık .Hoca her gün bize aynı konuyu tekrarlayıp duruyordu .

      Üç konuyo fark etmeden o kadar duymuşuz ki ;şimdi lise öğrencisiyim hala hocamın söyledikleri ve bu üç konuyu unutmamışım .Biz her zaman üç konu üzerinde çalışırdık onlardan biride bu güvercin ve uçurtmaydı .Her zaman hocamız “Bu günün konusu uçurtma “dediğinde bizde bir şeyler karalamaya çalışırdık .Herkes aynı olamsada ama bir birine yakın resimler çizer veya bir şeyler karalardı .Hoca en güzel çizene bir kutu boya hediye verecekti .Resimler tamamlanırdı hoca bakmaya başlayınca herkesin gözü masadaki en güzel boyadaydı .Yine hoca kimsenin resmini beğenmemişti .Çünkü herkes bir çocuk bir tane uçurtma çizmişti .
   

   Sonra bir gün bir arkadaşım evinde bir resim çizip gelmiş .Hoca o resmi çok beğendi.Arkadaşımın çizdiği resimde bir tane güvercin iki tane bayrak ve bir tane uçurtma vardı o resim ne anlatığını bilimiyorduk ama yine cin gibi resime bakardık . Hiç bir zaman hoca bizim resimlerimizi beğenmemişti ,beğenmiştide az öyle ödül filan vermemişti . Ilkokul öylesine beğenilmeden geçiverdi ,artik lise öğrencisiyim  güvercin ve uçurtmanın ne anlatığını şimdi çok iyi biliyorum .


ÖZGÜRLÜK SEVIYORUZ SENI …

AFGHAN ÇOCUKLARI UÇURTMAYI DEGIL ,HAVADA OLUP ALGILAYAMAYAN HAVAYI SEVIYO ,UÇURTMA SADECE ILK ADIM … 

    

                                                                                                           Nil HOROSANI 

                                                                                                         23.09.2017

Gül 

Gül her zaman güzel kokmasada;

Ama daima rengi dikkati çeker ,

Tıpkı annemin dertli günleri gibi ,

Her gün gülmesede ama her zaman annedir !

Gülü koparırlar ;kokladıktan sonra atarlar ;

Bazende dikkatsizce güle basarlar 

Ayaklarina dikeni batınca acıyı anlarlar

Tıpkı sevmeyip kadını evden kovup mutfakta bulamayinca tekliği his ettiği gibi 😢

Gül kırmızı ve sarı olsun istemişlerdir belki ,

Ama hiçbir zaman Güneş ‘ini ve toprağını düşünmemişler ,

Kadınları her ihtiyacında kullanıp ,işi bittikten sonra sofra başından kovan erkekler 

Gül her zaman gül kalmaz ,suyu olmayınca kururmuş derler 

Kadınları saklayıp kurutmayan rüzgarlar yine eserler ,

Gül daima kokmaz ,bazen rengi dikkati çeker ,

Tıpkı annemin dertli günleri gibi ,

Bazende dikkatsizce güle basarlar ,

Yine Gül ,yine basacaklar…..

    

                                                                                              Nil HOROSANI 

                                                                                              12.09.2017 

NASILSIN ?

       “Nasılsın?”

Her zaman herkesten aynı cevap ,

Biri “iyiyim”dediğinde ötedeki  ters ters baktıktn sonra ona sorulunca da “idare eder işte “demesi .

Kimden sorulduğu önemli değil nasıl sorulduğu önemli,cevaplar hep aynı dengede olup soranın dikkatini çekmezmiş .Bunu bir annenin evladını beklerken öldüğünde gördüm.Insan neden bir birine “Nasılsın “der hiç merak ettiniz mi ??

 Ben merak ettim ;çünkü her zaman herkes aynı halette olmayabilir ,aslında dertlerin ne kadar büyük demek istenen iki kelime “nasılsına “çevrilmiş . Kimse gönülden cevaplamaz .Cevapasada kimse bir daha sormaz .
Kim e demek istediği zaten gözlerinden belli olur .Lakin tek sıkıntı gözlerine bakamamak .Gözler hep doğruyu söyler ama yalanıda saklayamaz .

Yine ;

     “Nasılsınız “denildiğinde “çok şükür iyiym “diyenler “Ben tüm dertlerime sahibim şikayetim yok ,bu Allah’ın isteği hayat dertlerle güzelmiş  “demek istedikleri oluyor .

Kaşını ,dudağını burmaksa akılını kaçıranlarda fazla görülür,aklı kaçırmak ;saçma sapan konuşamak değil ,aklını kaçırmak kaybettikten sonra bir daha kazanmak ümidiyle kimseyle uğraşmayan ve hedefsiz yoluna hedefi var gibi devam eden küçük insanlar ,tabi Dünya bakışından .
Bize sorulunca da biz ne cavap vereceğimizi şaşırmadık biz Afgan kızlarıyız .

“Çok şükür iyiyiz ”

   

                                                                                                      Nil HOROSANI 

                                                                                                       09.09.2017 

Fabrikatör Olan Kız 

                    Bu sabah bir şey aklıma takıldı .Hiç bir zaman düşünmemiştim ama bu gün bu sorunun cevabını bulmak zorundayım galiba Soru şurdan başlıyor .Dışarıya gitmem lazım üşümemek için çorabımı giyinirken çorabımın hala yırtılmadığını fark ettim .Çorabımı aldığımı yaklaşık üç sene filan oluyor ama hala yeni yeni oysa her gün o çorabımı giyiniyorum acaba bunun da yırtılmamasının bir nedeni olabilir miydi ??
Bilmiyordum ama işte bilmem zorunluymuş  gibi gözükuyordu .O çorabı aldığım fabrikayı aradım .Fabrika işçilerinden “Sizin üretiğiniz çoraplar hiç yırtılmıyor       neden  ?? “gibi bir sorum oldu galiba .Fabrika işçilerinde sanki ben bunu duymak isterken yavaşçacık gülerek “o sizin güzel kullandığınızdan bizim ürünlerimizden kullandığınız için çok teşekkür ederiz hanım efendi “deyip telefonu kapatılar .Ama ben öyle bir şey beklemiyordum ama biraz abarttım galiba .Tabi kanka kanka konuşmazlardı. 
Çok küçük bir konuydu bu .Ama benim kafada büyüdü işte ,çok önemli nedenleri olabilirdi .Daha da merak etmeye başladım sonunda rahat edemedim ve o gün işten çıkarken o fabrikaya bir başvurdum ,ve fabrikatör ile konuşmak istedim .Beni güzel bir şekilde karşıladılar .Şöyle güzel bir odaya girdim ,bir masa üstünde bir sürü kitabı olan bir makas ,günlük defteri ,bir kaç tane de çorap duruyordu .Duvarda asılı olan resimler ilgimi çekti .Odada bir hayal kırıklığı gibi bir duygu  vardı .Doymaya doymaya herşeye bakarken bir güzel esmer ,saçları kapatılmış olan bir kız girdi .Bu kız beni tanıyormuş gibi kollarını açtı ve bana sarıldı .Kucağı samimiyet kokuyordu .Masanın önünde olan sandalyeye oturdu ve kahve istedi galiba bu kız fabrikatör idi  .Çok kibar bir şekilde konuşmaya başladı .Konuşmaları tane tane bir şair gibi konuşuyordu .Sözlerini dinlerken onun dünyasına dalmıştım .Ince ince narin elleriyle kahveyi tuttu ve “Buyurun Hanım efendi “dedi .
Sohbet devam  ederken ben neden geldiğimi anlattım .Hanım Efendi hemen olayı anladı ve yavaş yavaş konuşmasına devam etti .Aslında benim istediğim cevabı vermiyordu .Bende açık sordum ve açık cevap istedim .Vallah küçük şeylerin peşinden bile düşsen bile bir dünya bilgi varmış tam bir röportaj gibi oldu ya . 

 

Hanım efendi de “Ben çok küçükken ailemizin maddi durumu hiç iyi değildi .Babam benim okul ihtiyaçlarımı karşılayamıyordu .Bende sıkılmadan ,üşenmeden utanmadan derslerime şükrredip devam ediyordum .Bizim okulda zengin öğrencilerin sayısı fakirlerin üç katıydı diyebilirdik .Ben okulda en güzel şiir okuyan ve şiir yazan hocaların göz bebeğiydim .işte bir gün aniden okulumuza misafir geldi .Hocamız benden şiir okumamı rica etti ve zengin olan arkadaşlarımın zoruna gitti .Teneffüste herkes sıra oldu marşımız söyledik .Çok büyük bir cesaretle mikrofonu alarak sahneye çıktım .Herkesin gözüne korkusuz bakıyordum .Şiirimi okumaya başladım daha ilk paragrafında herkes benim dünyama dalmıştı ki arka taraftan kahkah sesleri duyuldu hiç önemsemeden devam ettim şiirime .
Kahkah sesleri artmaya başladı bir an “Aaaa şairimizin çorabına bakın deli torbası gibi yırtık ne güzel şiir okuyor  bir de”diye herkes çorabımın yırtığına gülüyordu .Gelen misafirlere baktım bir de hocalarıma ;gözlerinde benden bir beklenti vardı ama ben beceremem diyebilmek geliyordu içimden .Mikrofon kaydı ellimden yere düştü aynı zamanda utançtan da ağlıyor gözümün yaşları avuçlarımı ıslatmış gözüm :annemin üçüncü kez diktiği çorabımın deliğindeydi .Heyecanımı gücümü ,cesaretimi o anda kaybettim ve bir daha sahneye çıkamadım .ve bir daha şiirlerimi okuyamadım .Onun için fabrikatör olmayı seçtim çorap üretmek benim için çocukluğumu tazmin etmektir.Ben kırıldım cesaretimi kaybettim o günden sonra fakir bitti herkes zengin olmadı hala fakir yaşıyor benim geçmişim gibi bin bir çocuk var .Ben kırıldım benden sonra kimse  kırılmasın ; şairlerin şiiri boşuna gitmesin kahkahlar için bir ömür boşa harcanmasın diye bu mesleği seçtim .Ben küçüklüğümden beri şiir yazıyorum ama kimseye okutamadım okutmak isterken kahkah sesleri kulağıma geliyor ve rahatımı kaybedip vejdanım beni rahat bırakmıyor “dedi .Bu hikayeyi duyduktan sonra çorapların ne kadar güzel ve duygularla üretilmiş olduğunu öğrendim ve gözlerim yaşardı .Gerçekten çoraplarımı çok sevdim .Ve teşekkür ederek ordan ayrılırken bir kağıt elime verdi kağıda bakınca bir şiir yazıldığını gördüm ve duygulandım .O günden sonra ;çok küçük şeylerin arkasında çok büyük nedenler olduğunu öğrendim .Tıpkı bir nokta hikayeyi bittirdiği gibi , Bir çorap ….

          

                                                                                                            Nil HOROSANI 

                                                                                                            03.09.2017 

Kurban Bayramınız kutlu olsun ,

Allah etten değil sevgiden doyursun ,

Avuçlarımızı para değil çiçeklerle doldursun 

Her günümüzü Kurban buyursun ….

     

                                                          Nil HOROSANI 

                                                             01.09.2017 

 

Önce Kendimizden Başlayalım 

          Çok uzak illerde bir küçük aile yaşarmış.Bu aile bir baba bir anne ve bir küçük çocuktan Serkan adlı melekten ibarettmiş .Ailede her gün tartışma olurmuş .Bundan sıkılan küçük çocuk sokağa çıkınca  hiç eve dönmek istemezmiş .Arkadaşlarıyla bazen dertleşmek ister ama onlar bununla geçerlerse daha da çok üzüleceğim diye korkar sürekli bir kenara çekilip yalnız kalmayı tercih edermiş .Çocuk daha altı yaşındaymış .Çok sıkıldığı ve anne babasının tartıştığını görünce üzülür ve büyüklerin derdi gibi bir sürü endişeyi kafasına takarmış .
       Babası başka bir kızı seviyormuş ,annesinden boşanacağını söylemiş ;ve büyük bir kavga çıkmış ortaya .Çocuk hiç bir şey anlayamamış küçük olduğu için .Serkan ‘nın annesi boşanmayı kabul etmemiş ve babası boşanmadan onları küçük Serkan’ı da terk etmiş .Ondan sonra Serkan her gün babasını soruyor annesi de “yavrum babam bir işe gitti seneler sonra döner “diye çocuğunu aldatırmış .
    Bu aile çok zorlukları çekmişler .Sahipsiz kalmışlar ,aç kalmışlar ,evlerine hırsız gelmiş ,köyden atılmak istenmişler .Hulase kelam bu ailenin görmediği gün kalmamış.Ama sonunda tüm zorlukları anne oğul el elle verek geçirmişler .Artık Serkan okula da gidiyormuş .Babasını tanımıyor ve küçüklüğünde gördüğü için suratını bile hatırlamıyormuş. Serkan artık büyümüş.Annesi de ona tüm gerçekleri anlatmış .Babasından nefret etmeye başlamış .Annesi babasının nerde olduğunu ne iş yaptığını biliyormuş .Ama Serkan bilmiyormuş .
Bir gün Serkan annesinde babasının kim olduğunu ve nerde yaşadığını sormuş Annesi Serkan ‘a söylememiş.Çocuk çok ısrar etmiş ama annesinin ağzından laf çıkaramıyormuş .Eğer annesi söylemese evi terk edeceğini söylemiş .Anneside mecburen anlatmak zorunda kalmış .Babasının kim ve nasıl olduğunu anlatmış.Bunu duyan Serkan ….
       Serkan hiç bir tepki göstermeden normal hayatına devam etmiş .Oysa annesi babasını tanıyınca genç bir çocuk bu babasının başına herhangi bir bela getirmesin diye korkuyormuş .Serkan o gün okula gitmiş .Tenefüsten sonra edebiyat dersine girmişler .Edebiyat öğretmenleri baba ile ilgili bir kompozisyon yazmalarını istemiş.Herkes takır takır yazmaya başlamış .Ama Serkan yazmamış boş boşuna oturmuş .Hocası bunu görünce hemen “Serkan oğlum sen niye yazmıyorsun hadi başlasana “demiş .Serkan “Hocam yazmak istemiyorum bu konuyu hiç sevmedim “demiş .Hocası yine “Yavrum yoksa baban mı yok ne oldu bir sorunun mu var “demiş.Serkan hocasına ısrar etmemesini söylemiş . Serkan hocasının ısrar ettiğini görünce farklı bir ses tonuyla “Babam bizi terk etti rahatladın mı hocam “deyivermiş . 
       Hocası bunu duyunca “Hadi babanı tanıyorsan ismini söylede ona hayatın ne olduğunu öğreteyim ,pislik kimmiş sen gibi bir evladı terk etmiş ,sapıkmıymış söyle hadi o manyak kimmiş ,ona bir ders vereyim”diye küfr etmeye başlamış .Serkan söylememiş .Hocasıda sürekli ısrar ediyormuş .Serkan “Hocam babamın kim olduğunu söylemekten utanıyorum “demiş .Hocası Serkan ‘ı hiç rahat bırakmamış .Serkan da hocasına “hocam ısrar ettiğiniz için söyliyorum .O manyak dediğiniz ,o sapık dediğiniz baba şimdi tam önümde duruyor “demiş .Bunu duyan hoca gözleri yaşarmış bunca öğrencinin içinde rezil olmuş ve nasıl bir baba olduğunu öğrenip bağıra çağıra bu imkansız diye sınıftan çıkıp gitmiş .
                                                                                                     Nil HOROSANI 

                                                                                                      28.08.2017