CEHENNEM’DE YAŞAYAN HZ.ADEM EVLATLARI 

Çok uzun yıllar önce bir aile yaşarmış .Bu ailede dört kız dört erkek olmak üzere büyük bir aile imişler .Bu ailenin en nazlı kızı ,gururlu ,cesaretli ,olan Fatma adlı bir kızları varmış .Bu kız ne iş yapar ,ne söz dinler , hep eğlenir ,televizyon da dizi kalmadan takip eder ,istediği şeyi alır ,canı istediği yere gider ,erkeklerin üstüne haber bile değilmiş ,ne gamı var ,ne üzülür,dünya sorunlarına karşı çıkar ,kurnaz bir kız imiş .Kardeşleriyle tartışır ,sürekli espri yapar ,eve güzellik katarmış. Annesi kızını çok sever ,ama  zamanı gelince iş bilmediği için ona kızarmış .Fatma gayretli ,ama biraz langur lungurca bir kızmış on beş yaşlarındaymış Fatma .Çocukları görünce kaşları çatılır “ite bak lan “diye mırıldanıp yoldan geçenlere ters ters bakar ,kimseden korkmazmış .Hatta bir keresine bir çocuk Fatma ‘ya şaka yapınca yüzüne yapıştığı tokatla kızın yanından korkarak ayrılmış.Bu ailenin maddi durumları hiç iyi değilmiş ,evlerinin kirasını veremedikleri için her gün ucuz kiralı bir eve taşınırlarmış ,Fatma her gittiği yerde hemen kendisine arkadaş edinir ,yine eğlenmek için arkadaşlarıyla evden kaybolurmuş .Bunu gören mahalle kadınları dedikodu yapar “Fatma büyük kız olmuş hala sokaklarda oynuyor ” diye laflarını komşudan komşuya fırlatırlarmış .Fatma bu dedikoduların umrunda bile değil,canı istediği gibi yaşarmış ,evlenmekten konusunu açsalar midesi bulanır ,oradan kaçmaya çalışırmış ,Fatma ‘nın babası kızına hiç bir şey demez onu çok sever,iş bilmediğine rağmen ona kızmazmış.Fatma dan büyük olan bir ablası varmış ,tüm ev işlerini o yapar ,Fatma ‘ya hiç bir iş kalmazmış ,zaten iş verseler de yarısını yapar yapmaz gözden kaybolurmuş .Hulase kelam Fatma kendi eğlenceli hayatıyla meşgul iken …

Son taşındıkları yerde çok iyi bir arkadaş edinmiş kendisine ,onu da tıpkı kendisi gibi yapmış ,şakacı ,iş kaçar ,langur lungur gezen .Bir gün Fatma arkadaşıyla pazara gitmiş ,alışveriş yapmışlar ,eve dönerken mahalle başında büyük bir dükkanı olan bir kasap varmış ,o kasap Fatma yoldan geçerken görmüş ve beğenmiş ,hemen ailesine söylemiş ,o kasap kızın amcasını tanıyormuş ,bu arada amcasıda  çok aç gözlü biriymiş ,parayı görünce imanını satacak kadar ,dünya için kendisini öldürüp çalışan ,parayı çok seven biri ,mahallede olan herkesi tanırmış .Kasap Fatma çok hoşuna gittiği için herkesten sormuş,aramış ,sonunda Fatma ‘nın kim olduğunu öğrenmiş ,ve amcasına “Biz bu kızı istemeye geleceğiz Celal abi “demiş.

Fatma’nın amcasıda bu sözleri duyunca gözlerinin önünü para kaplamış,hemen kendi faydasını düşünmeye başlamış .Kasap o kızı beğendiğini söylemiş amcasıda”siz kızı istemeye gelin ben abimi yani Fatma ‘nın babasını razı edeceğim,merak etmeyin “demiş .Bunu duyan kasabın ağzı kulaklarına kadar yetişmiş ,ve hemen erkekleri Fatma ‘nın babasının yanına kızı istemeye gelmişler .Kızın babası onaların kim olduğunu öğrenirken amcası söze karışmış :

__Abi ben bunları tanıyorum ,vallah çok iyi insanlar ,mahallede bunlar kadar merhametli ,cesur ,cömert ,şimdiye kadar görmedim “demiş .Kızın babası bir türlü razı olmamış ,ama amcası kızın babasını dürtüyor ,onu kendi haline bırakmıyormuş .Kızın amcası sonra dayanamayarak asık konuyu açmış :

__Abi niye bu kadar bunlardan soru sorup her şeyi öğrenmek istiyorsun ,kimlik mi vereceğin yoksa ?

__Boş ver ne yapıp yapmadıklarını ,bunlar da zaten insan ,ne yapacağın şu kızını ,kalkar bir gün bir delikanlının elini tutar kaçar gider ,o zaman mahallede yürüyecek gibi şerefimiz kalmaz ,bir de maddi durumun iyi değil ,bunlar iyi bir başlık parası verirler ,elden verme şu şansı “deyip kızın babsının kafasını karıştırmış .Bunu sözleri duyduktan sonra kızın babsı derin derin düşünmeye başlamış ,kızın annesiyle bir konuşayım derken Celal kardeşi izin vermemiş .Kadınlar manyak hiç bir şey anlamaz diye Fatma ‘nın babasını iyice doldurmuş ,ve onları yarın öğle yemeğine davet etmişler .Bu kadar olay olup bitmiş ,ama kızın ve annesinin hala haberi yok .Her şeyi birbirine karıştıran ,oyun bozanlık yapan Celal amcaymış .Sonra kasap yani Salih bey babasıyla bunlara gelmiş ,konuşmuşlar ,kızın babası bir türlü razı olmamış ,sonra Salih Bey güzel bir öneride bulunmuş ,”Bana kızınızı verseniz ,size iki bin dollar filan vereceğim”demiş .Bu iki bin dollar para miktarını duyan Celal amcanın gözleri parlamış ,kızın babasına daha da şımarmaya başlamış .Her neyse parayı alsada o an kızı getirip teslim etse .Nihayet kızın babasını zorla kabullendirmiş ,ve ailesine hiç bir şey söylmemesi ihtarında bulunmuş . 

Öğle sonrası Fatma evde otururken eve bir sürü kadınlarınların girdiğinı görmüş hemen odadan dışarı fırlamış,bakmış ,süslenmiş ,üstü başı düğüne gelmiş kadınlara benziyor ,hemen annesinin yanına koşmuş ,annesi onları içeriye davet etmiş ,bir an hiç bir şeyi anlayamamış ,soracağım derken Fatma ‘nın babası eve gelmiş ve karısını yanına çağırarak bu kadınların kim olduğunu ve ne olup bittiğini anlatmış .Kadın bu kararı duyunca çıldırmış ,ve bağırıp çağırmaya başlamış ,ağlamış ,kızım daha küçük evlenmekten ne bilir ki daha sümüklerini bile silemiyor diye ,ama bu feryatları duyan baba olmamış Kendisinden habersiz onu nışanlandıran amcanın gözlerine bakan Fatma ‘nın erimesi o gün den  itibaren başlamış .Annesi günlerce babasına küsmüş ,ağlamış ,Fatma da elinden geldikçe ağlıyor ,bu zincirden kurtulmak için çabalıyormuş .Amcası “eğer sen Salih ile evlenmesen seni öldüreceğim “diye her gün ihtar verirmiş .Fatma hiç bir şey yapamamış ,anne kız birbirlerine sarılarak günlerce ,haftalarca ağlamışlar ,ama ne yazık ki ne baba dinlemiş ,ne amca .Salih yani damat çok zengin biriymiş ,bir kaç haftada evleneceğini söylemiş ,bunu duyan Fatma ‘nın üstüne dünya yıkılmış,ve yalvarmaya başlamış “beni evlendirmeyin ,bunlar yabancı tanımıyoruz daha ben nasıl yaşayayım bunlarla “diye ama zalim amcası bir türlü söz dinlememiş,ve babasını da yoldan çıkarmış …

On beş gün sonra Salih düğün hazırlıklarını başlamış ,anne artık dayanılmaz hale düşmüş ,o cesaretli ,mutlu ,gururlu ,cin gibi kız ağlamaktansa zayıflamış ve kanadı kırılan kuş gibi bir tarafa çekilip hayatının erimesini izliyormuş .Nihayet düğün başlamış ,her şey tam ,yemeler içmeler ,eğlenmeler ,ama bunca insan içinde gönllü razı olmayan Fatma ve annesi imiş .Zorla gelinlik giyindirmişler onu zorla süslemişler .Fatma gelinliği şöyle tanımlamış “Ben gelinliği böyle hayal etmemiştim ,kendi ellerimle giyinceğim,elime kırmızı güller verecekler ,gelinlik beyaz ,çiçekli örtümü hayatımın kahramanı düzeltecekti ,ben aynanın karşısına geçecek “hani ne kadar güzel bir gelin olmuşsun derlerdi .Annem kuaför den çıkmış ,nazlı kızım diye alnımdan öpecek ,babam da beni kollarını açıp kucağına alacak ,gözünden akan sevgi yaşlarıyla bana veda hissi yaşatacaktı ,sıkılmış olan parfümler ,cennet kokularına benzer ,beni bekleyen merhametli insanlar ,kapı önünde bir araba beni götürmek için saygıma ,kapı açan eller olacaktı ,giderken arkadaşlarım ağlayacaktı ve ben de veda eder hayatımın sıcak ellerini tutardım cennet ‘e yolculuğum başlardı .”Ama bu gün düğünün ,buda gelinliğin diyorlar ,ama ben inanamıyorum ,gelinlik böyle olmaz ki bana göre değil bu elbise ,zorla süslendiriyorlar ,ellerime yakışmayan bilezikleri takıyorlar ,dışarıda beni bekleyen Ebu Cehil var .Istemiyorum,galiba cehennem’e yolcululuğum başlayacak,annemi ortalıkta göremiyorum , galiba benden ve kaderimden kaçıyor,dışarıda beni bekleyen zalim insanların topluluğu .Sanki sona ermiş gibi kalbim ağlıyor ,birazdan ellimi tutacak olan insanı hayatımda bir kere bile görmedim ve tanımıyorum ,nasıl olacakta onun gözlerine gelini olarak bakacağım….

Düğünde Fatma’nın annesi hiç katılmaz düşmanının düğünü gibi kirli elbiseleriyle bir kenara çekilir oturur,gözlerinden akan yaş herkesi şaşırtmış ,tek olan gelin kimseyi yakınlarında yanında göremeyip daha ilk günden ağlamaya başlamış .Gelin ve damadı el ele dışarı çıkarmışlar ,eğlenmişler ,gelini götürme zamanı gelmiş .Gelin ailesinden ayrılma zamanı ,hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış ,kendi ellinde olsada o sımsıkı tutan yabancı ,soğuk elleri silkeleyip kaçsa da uçsuz bucaksız yerlere gitse. Annesi kızının gidişini pencereden seyredip kalbi zerr zerre eriyip ,sessiz,sessiz dertli ,dertli ağlamaya başlamış .Gelin etrafa bakıyor ama kimseyi göremiyormuş .Ilk gün bebekler anne kucağı sevgisine ihtiyaç duyan bir gönülle annesini aramaya başlamış yaşlı gözlerle ortalıkta .Ama annesini ablasını ,kardeşini kimseyi görememiş .Annesi pencere arkasında oturup kızının gidişini seyrediyor ,gelin de sevdiklerini kaybettmeden önce arıyormuş Gelini önüne çocuklar ,kadınlar ,kızlar toplnmş .annesi görünen pencerenin önünü kapıtıvermişler .Gelinin tek bir amcası gelip dua vermiş babası bir kere bile olsa kızını son kere kucağına alıp veda etmemiş ,kızı baba sevgisine sussuz olup “babacığım ne olursun son kere kadersiz kızını kucağına sımsıkı sar belki bir daha sarılamam lütfen baba evinden ayırıyorsan ne olur sevgi kalenden kovma beni sana ve sevgine ihtiyacım var ,bak zaten ellim yabancı ,soğuk ellerde ,üşüyorum,ısıtsana beni muhabbetinle ,annem bak yok buralarda ,benim suçum ne ,hadi baba, ölmeden gömme kızını baba ,babacığım “demek isteyen gözleri babasına gözlerine gözleri takılır ve derin derin düşünmeye başlamış ,kendisinden utanan ve yaptığı yanlışlığı anlyan baba kızına yaklaşamamış ,ve yabancılar gibi kızını umitsizlendirerek oradan ayrılmış .kapıdan çıkarken ,geçmişteki günlerine veda ederek evine yaşlı gözlerle bakmış Fatm  ,babası bir kenara çekilip kızının eriymeya gidiyor halini izliyor ,ve pişmanlık hissini yaşıyormuş .Gitmek istemeyen hislerle boğazı yaştan dolmuş ,çektiği ah lar la küçük gelin zorla evinden adımını dışarıya koymuş .O an hayatın sona erdiğini hissetmiş.Sevdikleriyle vedalaşamayıp ,onların boyunlarına sarılamadığı için gözünden ve kalbinden hasret yaşı akmaya başlamış .Bir sürü tanılmayan insan Fatma yani küçük gelini çok uzak bir şehre götürmüşler .

Küçük gelin yeni evlilik hayatına başlamış .Ilk günler her şey iyi gidiyormuş .Bir kaç hafta sonra zülüm başlamış .Küçük gelin yemek pişirmeyi bilmiyor ,ev temizliğinide o kadar iyi bilmediği için  kocası dövmeye başlamış .Şimdiye kadar dayak yemeyen Fatma bu halete dayanamayıp ağlamya ,yalvarmaya başlamış ,Salih çok zalim biriymiş ,hep annesinin sözünü dinler ,ve onun dediklerini yaparmış .Fatma korkudan çok kısa zamanda yemek yapmayı öğrenmiş ,bir gece yemek hazırlmış ,biraz tuzlu olduğu için Fatma ‘nın kaynanası oğluna :

_Oğlum döv şu pisliği ,kır ellerini benim tansiyon yukarı gitsin de ölsün diye yemeye bir sürü tuz atmış ,bu ne gaddarlık,bu ne şeytanlık ,benim oğlum isen göster şuna hadini ,demiş .

Oğlu da annesinin sözünü dinlediği için Fatma ‘yı dövmeye başlamış ,daha hayattan hiç bir şey anlamayan küçük gelin .her dövüldüğünde dünya başına yıkılr ,amcasını bed dua eder hıçkıra hıçkıra ağlar ,korkup evin her yerine kaçar ama kaynanası onu tutup oğlunun eline verirmiş .Böyle bir vahşilik küçük gelin ilk defa hayatında görüyor ve geceleri seccade üstüne oturunca ağlaması görülünce başka br şikence başlarmış .Korkudan ne seccade üstüne oturabilir ne de ağlayabilir ,insan kullu olmuş küçük Fatma .O zamanlar telefon falan yokmuş ,annesiyle de konuşamıyor ,geceleri vahşi hayvanın yanında yatakta ,hasret göz yaşı döker ,sabah olmasını zorla bekler,o yataktan kaçmak istermiş .Her gün yeni bir macera varmış bu evde .Allah ‘tan korkmayan ,insanlıktan hiç bir şey anlamayan zalim Salih Fatma ‘nın ağlayışını görünce sevinir ,içi içine sığmazmış .Bir gün Fatma kocasına çok sakinlik ,merhametle annesini özlediğini ve onlara gideceğini söylemiş .Bunu duyan Salih aslan gibi öfkeyle yerinden kalkmış ,ve dışarı çıkıp gitmiş ,Fatma çok korkmuş ,ve söylediklerinden pişman olup,yerinden kalkıp birazdan şikenceye başlayacak ,ya dövecek Allah’ım ben ne yaptım diye ağlamaya kocasını gelmesinden korkup ,gözleri kapıda ,parmaklarını kasırdatıyor .kemerini tutuyor ,of çekiyor ,o tarafa yürüyor ,bu tarafa yürüyor ,kalbi bir serçe kalbi gibi titriyor ,ağlıyordu ,ki kocası vahşetle odaya girer ,Fatma kocasının eline penseyi görünce korkudan bayılmış ,kocası karısını gözlerini açmasını beklemiş ,Fatma saatler sonra gözlerini bir açmış ,bakmış ,hala zalim kocası başucunda bekliyor ,bağırmaya başlamış ,kocası sen bşr daha annene gitmek istiyormusun deyip pense ile Fatma ‘nın tırnağını çıkarmaya çalışıyormuş .Zavallı Fatma sesi ne kadar ise bağırıyor imdat diye ağlıyormuş .Kocası elinden sımsıkı tutmuş ,bir de arka arkaya tokat atıyor ,kızın burnundan ağzından kan geliyormuş .Gelinin feryadını duyan kaynana pencereden gelip bakar ,”Aferin benim aslan oğluma kadınlara haddini belirtmezsek isteği çoğalır “diye laf attıp arkasına bile bakamdan gitmiş .Yardım için ağlayan Fatma çırpınıyor ,ağlıyor ,burnunun kanlarını silemeyip anne diye bağırıyormuş .Fatma’nın kocası pense ile şehadet parmağının tırnağını zalim vahşi bi

r hayvan gibi çıkarmış ve evden çıkıp gitmiş ,bu derde dayanamayıp Fatma bayılmış ,ve bir gece gündüz oracıktan kimse kaldırmamış ,sonunda komşuları haber olup onu doktora götürmüşler ,gelincağız korkudan hiç bir şey olmamış gibi herkese gülüp bakar ,eli iyleşmeden önce işlerin hepsini zamanında yapar ,canı acıdığı için bazen köşeye çekilir ağlar ,amcasının bu yaptığı zülüme dayanamayıp bed dua edermiş .

Bir kaç ay sonra Fatma hamile olmuş .Küçük gelin daha bu şeylerden hiç bir şey anlamadığı için hamile olduğuna dikkat etmiyor ve kendine iyi bakamıyormuş .Bunu gören kocası “eğer senin bu yaptıklarına benim çocuğuma bir şey olursa öldüreceğim seni dermiş .” Bir gün kaynanası Fatma ‘nın dama çıkmasını istemiş ,herhangi bir işi varmış galiba Fatma hamile iken çok zorluklarla merdivene yavaş yavaş çıkmış ,bu sırada kocası eve gelmiş,eşek gibi anırmaya başlamış ,kocasının sesini duyan küçük gelin çabuk yanına yetişmesem beni dövecek diye merdivenin üstünden yukarıdan atlamış ,bunu gören kaynana “eyvallah benim torunum zayi olcak lan neden atladın “diye bağırmaya başlamış ,bunu duyan Salih yine moreli bozulmuş ,sözü dinlemeden gelini dövmeye başlamış ,bu keresine küçük gelinin çocuğu zayi olmuş .Hastaneye götürmüşler ,gelin doktarların yanına hıngır hıngır ağlıyot , bebeğimi kurtarın yoksa beni öldürecekler diye yalvarıyormuş .Ama kader işte faydası olmamış .Eve getirmişler ,kayın pederi kaynanası ,kocası üç kişi olarak bu kere dövmüşler ,Fatma yerinden kalkamıyor ,sürekli “yapmayın benim suçum değil “diye yalvarıyormuş .O geceyi zorla geçirmiş .Yatağında ölü gibi uyuyormuş ,kapı zili çalınmış ,gidip açınca ne görsün annesi ve babası gelmişler .Bir sene sonra anne babasını karşısına gören Fatma gözleri açılmış ,ve mutluluktan ağlıyor ,kendini tutamıyormuş heyecandan.Babası annesi bu kadar zaman nerde oldukları aslında iki üç gün yürülecek kadar uzak bir şehirdeymişler .Kızının yorgun ,gözleri kızarmış halini gören anne endişelenmeye başlamış ,ve kızını bir köşeye çekip sormuş ,hal hatırını sormuş ,ama kızı korkudan hiç bir şey söylememiş ,annesi her şeyi anlamış ,gibi uf çekmeye başlamış .Gaddar iki yüzlü Salih ‘in anne babası Fatma ‘yı çok sevmişler onların önünde tarif etmeye başlamışlar .Fatma da hiç bir şey olmamış gibi onlara gülümser ve her şeyi zamanında hazırlayıp dövme fırsatı vermemeye çalışıyormuş .Anne babası kızlarını evlerine bir kaç günlük götürmek istemişler .Salih Fatma’yı odaya çekerek “eğer sen anne babanla birlikte onlara gidersen ,döndükten sonra etini parçalarım “diye ihtar vermiş .Kızdan anne babası kızım gitmek istermisin diye sorunca “yok babacığım artık ben alıştım kendi rahat aşiyanemi bırakıp ne yapacağım oralarda ,ben burda rahatım “diye gitmeyi red etmiş ,oysa içten ,yürekten oralardan kaçmak isterken .Nihayet babası ,annesi gitmiş ,yine senelerce bir birbirlerini görmemişler .Yurt dışında yaşayan anne baba Afganistan ‘a taşınmışlar .Senelerce evlatlarından ayrı kalmışlar.

Sonra Fatma da bir kaç sene sonra ailesiyle beraber Afganistan ‘a taşınmışlar .Bunu duyan anne elbiselerine sığmamış artık evladımı görebileceğim diye .Afganistan ‘a gelmişler .Iyi bir hayat durumları varmış ,ama hala şikence devam ediyormuş ,her şeyden bir ayıp çıkararak dövermiş zavallı Fatma ‘yı .Artık bu dövmelere alışmş küçük gelin .Ama artık büyümüş,sekiz dokoz sene geçmiş evliliğinden ama annesi babası kızlarını halinden hiç bir şey bilmezmiş ,çünkü Fatma onlar üzülecek diye bu şikencelerden şikayet etmemiş .Annesi her hafta kızına gider ,kızı anneye gelir böylece hal hatır sorurlarmış .Bir gün Fatma biraz yorulmuş ve uykudan geç uyanmış bunu gören zalim vahşi hayvan dayakla Fatma ‘ya saldırmış ,saçlarından çekmiş ,kafasını kırmış ,elbiseleri kanla dolmuş ,bunu gören kaynana seviniyor ,oğlunu övüyormuş ,sonra kocası döve döve rahatlayarak çıkıp gitmiş ,Fatma ‘yı odaya kilitlemişler ,üç gün Fatma aç sussuz o odada uyumuş,bir gün daha açmasalr ölecekmiş Fatma .Salih sokakta oturuyormuş kaynasının geldiğini görünce koşup eve gitmiş ,odayı açmış ve Fatma ‘yı titkilemeye başlamış .Annesi Fatma ‘nın odasına girince gördüklerine inanamamış,kızı halı üzerinde üstünde uyuyor , üstünde olan elbisesinin boncukları  yarısı kırık olan camlı pencereden düşen güneş ışınlarıyla yansıyan elbisyle ,her yeri kan içinde ,elleri ,ayakları kırılmış ,ağzı burnu kanla kaplanmış hali görünce ağlamaya başlamış .Kızını kucağına alıp “seni bu hale getirenlerin elli çürüsün diye ağlamaya ,inlemeye başlamış .”Odanın içi,karanlık kızı annesine su demek isteyen yorgun ,korkulu bir gözle bakıp ,”anne bıktım isterken “dudaklarını kımıldatıp ağzını açamıyormuş .Kızını bu halette gören anne erimiş ,bitmiş ,kızı ölü gibi annesinin kollarında uyuyor sadece kaçmak isteyen bir titreme hissediliyormuş bedeninde .Kız yerinden bile kalkamıyormuş .

Annesinin gözlerine bakıyor ,senellerdir dökemediği yaşı sessiz sessiz başı annesini  kucağında baka baka döküyor ,o an annesinin kalbi ağlıyor ,yardım istemekten başka bir şey aklına gelmiyordu .Hemen Fatma ‘nın babası gelmiş durumu öğrenmiş hemen kızlarını hastaneye götürmüşler ,doktorlar Fatma’nın halini görünce bu nasıl oldu neden oldu diye sorgulamaya başlamışlar . Bu mesele devlete ulaşmış,devlette elinden geleni yapmış,ama güçsüz ,rüşve ile geçinen bir vatan olduğu için yine hak haklıya yetişmemiş ,bu meseleyide Salih bey parayla hal etmiş ,bu tartışmalar ,haftlarca sürmüş ,kızlarını vermemişler ,madem devlet hiç bir şey yapamadı ,biz vermeyelim demişler .Ama Fatma arkasına bırakan dört tane çocuğundan vazgeçememiş ,babası gitme evine pişman olursun diye ,uyarmış,ama Fatma bir türlü evlatlarından vazgeçememiş ve evine dönmüş .Salih bir kaç gün adam olmuş ,ve dövmemiş ,Fatma çok mutlu olmuş ,sorunlarının bittiğini zannedip ,yaşarken ,yine bir gün Salih zalimin cinleri uyanmış ve öfkeyle sokaktan eve gelmiş ,hanımı koşarak yanına gelmiş ,kadınını görünce bardağı fırlatmış ,bardak Fatma ‘nın parmağına değmiş ,ve parmağının kemiği etinden ayrılmış ,kan gelmeye başlamış ,buna bile rahat olmayan hayvan yine dövmeye başlamış ,kadıncağız bağırmaya başlamış ,ama Allah ‘tan başka onu gören olmamış ,çocukları korkup ağlıyor ,anne diye her tarafa koşuşuyorlarmış .adam kendi evlatlerına bile içi yanmamış ve onlarıda dövmüş ,Fatma çocuklarını alıp odadan kaçıp dışarı çıkmış ,peşinden çıkan hayvanı gören çocukalrın ödü kopmuş .Bir daha baba diyemecek kadar korkup ondan uzaklaşmışlar .

Günler geçmiş ,herkes Fatma ‘yı mutlu zannediyormuş ,ama Fatma ‘nın günü önceki den de beter imiş .Her gün yeni bir macera yeni bir şikence .Artık o gelin hayattan bıkmış ,kadersizim ben karabahtım diye hep ağlar hayattan şikayet edermiş .Bu kere er ne kadar şikence edilsede sesini çıkaramaz ,çünkü evlatları için dönmüş ,bir daha babasına şikayet edemeyecekmiş .Bunu gören kapı komşu dert çeker dua dan başka hiç bir şey yapamazmış ,O hayvan her gün yeni şeyler pişirtip yer ,ne hastalığa bakar ,ne salığa ,canı istediği gibi,kadınla davranırmış .Salih bir keresine kalp krizi geçirmiş ve tuzsuz yemek yemeye başlamış ,Fatma bir gün ona yemek yaparken bilmeden unutarak yemeğine tuz atmış ,domuz yemeği yiyip tuz attığını anlamış ,bu keresine çok dehşetli bir şikenceye başvurmuş .Fatma ‘nın ayağını kırmış …Bu durumdan sorumlu olan tek kader imiş .Fatma ‘nın durumunu öğrenen baba ve anne kendi aralarında sürekli tartışırlarmış,anne babayı suçluyor “sen yaptın kızımı cehennem’e attın şimdi kurtar onu “diye baba ise “ben ne bileyim bunlar bu kadar zalim imşler  “diye er gün kavga varmış .

Fatma aylardan sonra kardeşinn evine gitmiş ,kardeşi hayatını nasıl olduğunu sorunca Fatma ‘da elbisesini yukarı çekerek arkasındaki ,dayak izleri mor halkalrı göstermiş ,bacağına giren cam kırıklarını göstermiş ,bunu gören kardeşin gözleri dolmuş ve abla kardeş ağlaşmışlar ,hergün işte yeni şeyleri bahane bularak Fatma ‘yı dövermiş .Fatma artık ne söz işitir .ne düşünebilir olmuş .Ne düğünlerde görülür ,ne de cenazelerde .Fatma hayatta yok gibi olmuş .

Ondan beri on yedi sene geçmekteymiş ,Fatma şimdi otuz iki yaşındaymış .Ama hala hayatı öncekiler gibi zindan ,ve barış sussuzlu bir evdeymiş .Ölmeden cehennem ‘de yaşayan Fatma hayatını zincirli bir yatak olarak düşünürmüş .Derdini kime anlatsa fakat bir kaç kere dilleriyle çıt çıt yapar çeker giderlermiş ,ama bunu hissetmek tek Fatma ‘ya kalmış .Koskoca bir ömür tek bir amcanın aç gözlülüğü için boşa harcanmış .Fatma hala o cehennem’in ateşinde yanmaktaymış.

 Bu yazdığım hikaye yaşanmış olan bir hikayedir .Daha ben Fatma ‘nın çok az derdini yazdım ,bu sadece hayatının bir kısmıydı .Sevgili okuyucular Fatma ‘nın hayatı için hepinizin dualarınıza gerçekten ihtiyacımız var dua edin lütfen.Saygılarınızla :

                                                                                    Nil HOROSANI 

                                                                                          22.07.2017 

BEKLEMEKTEN KORKAN YÜREKLER 


nmek var,dönmemek var ,gelipte görmemek ,aslında her şeyden ziyade beklemek .Hiç hayatınızda birini bekleyip acı çektiniz mi ??

Beklemek zor değildir ,imkansızdır ,bakıyoruz olmuyor ,alışamıyoruz ,çabalıyoruz maalesef hiç etkisi olmuyor o hale bekleyiş adı veriyoruz.Beklemek güzel mi ? “Evet beklemek güzeldir ,yoları gözleyip belli bir takvim sorup ,yeni duygu yaratmak daha güzeldir .Giden hep önü düşünür ,arkada kalansa o önün önündeki geleceği düşünür .Arkada kalanlar hep acı çeker ,belli bir zamanı bekler ,gidenler arkadakileri düşünürken ,önündekilerin beklemek sevinci onlara bir yeni duygu verir ve arkaya bakmamak amacı yarattır .Dönmek kader işidir ama istemekte kadere inanmaktır.

En kötüsü şüphelenmek ,sevdiklerinizin yanına gidip “dönecek misiniz “sorusunu sormak dağa çıkıp aşağıya doğru yuvarlanmaktır ,soru sorarken yüzümüzdeki tebessüm kalbimizin kan yaşıdır, korkup ağlayamıyoruz ,ağlasak gözyaşımızda gemileri yol bulur da gider diye dünya ‘nın gücünü bir an kendimizde toplayıp sevdiklerimizin yüzüne bakıp “dayanabiliyorum ,biliyorum ve eminin döneceksiniz “demek isteyen gözlerle bakmak zorundayız , bu soruyu sorduran içimizdeki hüzünü geçmişten kalan bir yara zannedin .Hep yaralanan bu keresinde ön hazırlık tutmak isteyen korkak gönüller .Savaşa gireceğinden korkmayan ,ama sevdiklerini kaybetmesinden korkan ,duygular ,yaralar ,yürekeler…

Her birini düşünmek farklıdır ,gideni döndürmek dilenciliktir ,bu dilenciliğe razı olan bin bir yürek var ,her yürekten çıkan hayırlı dualar .Zor zannetmiyoruz ,ama korkuyoruz,bir kere kesilen kavun iki kere baştan kesilir mi ?

Kesilmez de parçalanır ,dilimlere ayrılır ,biz o kesilen,dilimlere ayrılmak istemeyen kavunlarız .Gelecek için çabalamıyoruz ,fakat bize ayrılan zamanı değerlendirmek istiyoruz ,biliyoruz unutmazsınız bizi,ayrılık bunu da kabullendiremez bize .Ama en acıtıcı yeri dökmek isterken dökemeyen hüzünlü göz yaşımızlırımız .Bizi biz eden sizler,bulutlu günü güneşliye çeviren güçler ,solmuş gülü yeniden açıtıran nur ,gece uykusunda kalmak isteyenleri güneş doğuşunu gösteren yollar ,sizi ne kadar sevdiğimizi bir anlasanız ne kadar iyi olacak .Bizi anlıyorsunuz ve seviyorsunuz ,ama sizin bu gitmeniz kalbimizde ne kadar korku yarası açtı bir bilseniz …

Ağlamak  bize yakışırmış ,böyle dediler ,bizim mutluluğumuzu göremeyen herif gözler,biz bu yolu seçtik ,sevmek ve sevilmek ,önce sevdiklerimiz de hep yanınızda olacağız diyorlardı ,ama bakın şu kader ‘e ne yaptı ,şimdi onlar nerede biz nerede ,gelin sorun şu deli gönülden nasıl dayanabildi ,bu dertlere ,ama esas olan yeri yine beklemekti,mecburduk ,elimizden gelen sevdiklerimeze için tek dua edebilmekti  .Neden biz hep korkuyorduk ,çünkü sabah annesini sesiyle uyanmak isteyen gözünü açınca annesinin evde yok olduğunu gören çocuklar olduk .Süt içmek isterken su içmeye razı edildik ,koşmak isterken yürümeye bile hakkımız kalmadı ,sizin dönüp,dönmeniz kendiniz için önemli olmaya bilir ,ama sizi seven ve sevginize ihtiyacı olan bin bir yürek var buralarda ..

Söz veriyorsunuz döneceğiz diye ama yine içimde bir hüzün var ,anlatamam ,sözünüzden sonrada yine rahat olamam ,kırılan kalp yine kırılmayı bekler ,ne olur ,bir kerecik bile olsa kendinizi bize sevdirmeden ayrılın “Ey sesimi duyan dünya’nın sevgi avcıları “yoksa yok edersiniz bunca kalbi . Mahvettmeyin bizi ne olur …

Dünyada “gitmek “kelimesi en vahşi ve yürek yırtıcı bir kelimedir .Söylemesi çok kolaydır ,ama o söyleyişin ön taraftakinin kalbine ne kadar yara açıcı olarak dokunması adaletsizliktir .Biz alışmıştık ,yine alışacağız ama affetmeyi bu kere bilmeyiz,çünkü bizi her istedği çerçeveye sokmak isteği vermeyiz düşmanlara ,güçlüyüz,ayakta duracağız,ama sevdiklerimiz de olsa daha güzel olacak ,sizden çok fazla şey istemiyoruz fakat “gitmek “kelimesinden iki harfi silin ve onun yerine ,kelimenin başına “gel”yazın ortaya ne çıktığını anlarsınz bu kadar yani…

Dönmeyeceksiniz veye bizi terk ettiniz diye yazmıyorum ,fakat geçmişte yaşadığım duygularımı bu gün anlatabiliyorum .Koskoca bir zaman önümüzde var ,söz veremiyorum ey sevdiklerim kim bilir siz dönene kadar neler değişecek ,belki bazıları taşınır ,bazıları diyarı terk eder ,bazıları evlenir her şey geçmişteki gibi kalmayacak belki beni bıraktığınız bahçelerde bulamazsınız ,gelipte baş ucumda fatiha okursunuz, bunlar gerçektir işte .Sizeri çok seviyoruz dünya güzelleri ,unutmayın hiç bir zaman bizleri …

 Sizleri seven bin bir yürek ,bekleyeceğiz sizleri ey sevdiklerimiz …

                                                              

                                                                                                                        Nil HOROSANI

                                                                                                                          19.07.2017 

GURURU KIRAN ŞEKER 

 Bu sabah aceleyle okula giderken yine o fakir komşumuzun kızını kapı önünde oturduğunu gördüm .Bizim evimizden bir kaç kapı uzaklığında oturuyorlardı ,çok fakirdiler ,aslında fakir demeyelimde  ,fakir imanı olmayan kişilerdir ,ama ,onların maddi durumları hiç iyi değildi ,bir gün yemek bulsalar öbür gün bulamazlar ,bir gün toksalar üç gün açtılar ,ama işte gülümsemeyi ,hayatla tartışmayı unutmayan insanlardı bunlar .Bizim elimizden geldikçe onlara yardım ederdik ,ama işte olmuyordu ,Allah ‘ın verdiği daha bereketliydi ,bizim verdiğimiz şeylerle ancak bir hafta geçinirlerdi .Bir kaç kardeştiler ,babası onlara iyi bakınamıyor ,gün gelip geçtikçe ezikleniyordu .Mahallede herkes bunlara yardım etmeye çalışıyordu ,işte hayatları zor durumdaydı .

Her gün ben okula giderken oracıkta taşın üzerin oturup bana selam veren minik merhametli ,küçük meleğe br gülümser ve kafamı sallardım ,bu gün de aynı hareketi yapacaktım ,çünkü benim o kafa sallayışım ona byük bir mutluluktu ,bazen de çantam da olan şekerlerden ona verirdim .Galiba her sabah uykudan erken uyanıp benim için ve şeker için beklerdin ,onu görmediğim sabahlar meraklanırdım ,ve özlerdim ,bu bana alışkanlık hale gelmişti .

O gün işte uykudan geç uyandığım için okula geciktim çok hızlı hızlı yürürken  ,aceleyle o küçük meleğin yanından geçerken bir dersimin defterini alıp almamadığıma şüphelendim ve oracıkta durup çantamı açıp aramaya başladım bunu gören komşumuzun kızı yerinden fırladı,hemen ayağa kalktı bu hareketi dikkatimi çekti ,galiba bana yine şeker ya kaç kuruş para verecek diye umut edip çantama bakıyordu bu hali görünce o an çok uzun yıllar önce yaşanan bir olayı hatırlayıp geçmişime daldım “Biz yurt dışından taşınarak Afganistana geldiğimiz için geldiğmiz mahallede kimseyi tanımıyorduk ,ben çok küçüktüm ,oysa arkadaş edinmem lazımdı ,kimseyi tanımıyor canım çok sıkılıyordu ,çocukluk hevesim kırılmaya başlamıştı ki ,bir gün en yakın komşumuz bize geldi ve onların bir kızı varmış muhtemellen benden dört beş yaş büyüktü ama onunla olsada arkadaş olmak zorundaydım ,tek kalmak zindan da yaşamak gibiymiş ,bunu kabullenemezdim .O komşunun kızıyla arkadaş olduk ,her gün sabah güneş doğunca sokağa çıkar gün batarken eve dönerdik ,bizim maddi durumumuz o kadar iyi değildi ,ama arkadaşımsa zengindi ,her gün yeni bir elbise ,yeni moda ayakkabılar ,eli dolu para bense bakar ağzımın suyu akardı ,cömert biri değildi ,çok bencildi ,yediği şeylerden vermez hiç bir şeyi paylaşmazdı .

Bir gün ikimiz sokakta oynuyorduk ,hava çok sıcaktı ,terlemiştik ,arkadaşım sıcağa dayanamadı ve evine döndü bende onunla beraber onlara gittim ,onların evi çok güzeldi ,odaları ,o güzel masalar ,sandalyeler süperdi ,ama bizim ev öyle değildi ,her neyse arkadaşım beni mutfağın kapısında bekletti ayakların toprak mutfağı kirletirsin dedi.Ben de oradan onu seyrediyordum ,buzdolabı açtı ve soğuk sudan içmeye başladı ,keşke biraz bana da verseydi ,su neyse bir de ne göreyim buzdolabında çikolata ve her türlü şeker ,canımmmm şekerlere bayılırdım kendimi kontrol edemedim mutfağa girdim ,yüzümü gözümü utanç bir haletten kurtaramadım ama yine bir tane şeker diledim ama arkadaşım şöyle bir şart koydu “Bu bizim şekerler çok güzel ,pahalı şekerler ,biz herkese vermeyiz eğer bunlardan yemek istiyorsan hadi git evinden bir avuç şeker getir ben sana bundan ancak bir tane veririm şeker değişimi yapalım “dedi .Ben de o güzel şekerleri görünce dayanamadım evime doğru koştum ,hemen odaya girdim kapağı kırık olan sandıktan bir avuç şeker aldım annemden izinsiz hemen komşuya geçtim ,bizim şekerler ucuz ve adi olduğu için bir avuç istemişti ve bir avuç şekere bir tane pahalı şekerle değiştirecekti .Hemen değiştirdik o arkadaşım şekerleri aldı bir tane güzel şeker verdi bana ve bende o şekeri güzellce yedim ve rahatladım ,çok mutlu olmuştum hayatta bu kadar leziz bir tatlı şeker yememiştim .

Sonra eve döndüm anneme hiç bir şey söylemedim ,ertesi gün bize misafir geldi annem ona çay filan ikram etti sandığa gidip baktı ki hiç bir şey yok hatta o ucuz ve adi şekerde annem misafirin yanına geldi ,yüzü utançtan kıpkırmızı olmuştu ,o an çok pişman oldum ve annemin o utancı beni mahvetti ve gururumun kırılmasına neden oldu .Ondan sonra bir daha çikolata ya şeker yiyemedim ,bayramlarda ,düğünlerde ,törenlerde hiçbir yerde şeker yemiyorum ,şimdi koskocaman olmuşum ,genç bir adamım ama hala şeker yemiyorum arkadaşlarım sorunca da yiyemiyorum ,ve sevmiyorum diyorum .Aslında onlar asıl konuyu bilmiyorlar .”

Sonra küçük bir el elimi silkiledi ,kafamı çevirip baksam o küçük kız hala beni bekliyor ve umut dolu gözlerle bana bakıyordu ,geçmişimi hatırlayıp o an gözümde halka halka yaşlar oluşmuştu kızın elinden elimi çekip zalimlik yoluna vurarak kendimi  o da büyüyünce benim gibi pişmsn olmasın şekerlerden yüz çevirmesin ve kendi ayakkalrının üstüne dursun dilenmemeyi öğrensin diye arkama bakmadan gittim .O küçük kız o kadar umutsuz olmuştu ki o gözlerindeki umutsuzluk büyüyünce pişman olmayacak kadar güçlüydü…


                                                                                         Nil HOROSANI 

                                                                                           18.07.2017 


SENSIZLIK 

 Yine kağıtlar ıslanmaya başladı ,önümdeki kağıtları ıslandırmamak için elime alan kalemim ;yanımda zerre zerre eriyen mumun  ,etrfında ışık azlığından dayanamayıp yolunu kaybeden kelebeğin önüne düşüverdi .Dışarıda çok hızlı yağmur yağıyor ,şiddetli bir rüzgar esiyor ,pencereler şakırdaşarak birbirine değiyor odadaki lambayı yerinden o tarafa bu tarafa sallıyordu .Ama dışarıdaki rüzgar benim içimdeki rüzgar kadar şiddetli değildi .Pencerenin önüne gelip Ay’ı izlerken dışarıdan gelen yağmur tanecikleri gözümden akan hasret damlacıklarını götürüp onlarla yoldaş oluyordu .Sigara içmekten başka elimden hiçbirşey gelmiyordu .Odayı sigara dumanı kaplamış sürekli öksüren ,boğulmak üzere olan ben, çaresiz gözlerim biri su getirecekmiş gibi kapı kollarında dollanıyordu .Dışarıdan gelen rüzgar içimi sızlatıyor ,şakaklarıma çarpan yağmur tanecikleri bana geçmişimi hatırlatıyordu .Galiba bu gece de her zaman ki gibi uzun ve sessiz sürecekti .

O gecenin sessizliği bana bir soruyu hediye etti .”Ben neden bu haletteydim?”

Bana göre aşk bir tüccarlıktı ,aşk ‘a inanan biri değilim ,aşk al gülüm ver gülüm ,sen beni seversen bende seni severim ,sen beni sevmezsen ben de seni sevmem,aşk bu kadar yani bitti .Aşk insanın aklını götürür ona yanlışlar yaptırır ,insan aşk olduğunda muhtemelen bir deli gibidir ,hareketlerinde denegesizlik başlar ,ölçülü hareket edemez ,uykusuz kalır ,uykusuz kaldıkça vücut dengesini kaybeder,mide dengesini kaybeder ,kısacası normal hayat fonksiyonlarını kaybeder ve bir anlar ki içine kanser girmiş ,aşk ‘ta konuşmaya gerek yok zaten anlaşılır ,ben konuşmamak tarafdarıyım ,insan gözleriyle konuşur ,aşk bir geri zekalılıktır ,aslında dünyada evlenmek ,evlenmemek yada birini sevmek diye bir şey yok ,buna insanın yeryüzündeki arayışı diyelim ,kalp sürekli arar ,aradıkça da saplanır ,saplandıkça da uyuşur ve buldum zanneder ,sonra kendisine gelir bakar o değil ,bu arayış işte böyle devam eder ,hayat bize her zaman bize iki yol gösterir ben üçüncü yolu seçerdim ,açta kalsam hurriyet derim ve sevdiğim kişiyi özlediğimde sigara içer ,mektup yazar ,şiir yazar ,yürürüm .Çünkü yürümek insanın kalbine masaj yapar ,bir kere sevdiğimi görmek için hayatımı feda ederdim bir kere değil hatta iki kere feda ederdim .

Aşk sıkıntılı bir hal ,ağlamak aşk’lar için normal ve bende ağlamışımdır ,ağlamazmıyım ,aşk ‘lar kendi istediği gibi yaşar ,hep arayış bu arayış hiç bitmez ,kalp hep arar bu arayış cemallullaha kadar devam eder .Aşk ‘lar her zaman kendisi olmalı ,aşk ‘ta kıskanmak vardır ,aşk zaten tüccarlıktır ,sevda da şöyledir ,o senin sevdansa zaten başkasını yanında olmaz o bir başkasını seçmişse bağırmadan çağırmadan çeker gidersin ,ama aşk ‘ta kıskanç vardır kıskanırsın ,bağırır çağırırsın ,hakiket çekip gitmektir .Aşık zaten yanlış bir kavram ,esrar içmek gibi bir şey ,zararı var ,etkisi suçsa demek aşk ‘ta suçtur ,iyi ki bu suçu işlemişim ,ben sevgilimi bulamadım ve bulamayacağım ,çünkü dünya da bulmak diye bir şey yoktur ,sadece aramak var bu dünya aramk yeri Ahiret bulamk yeri ,burası soru yeri Ahiret cevap yeridir .Insan sevgide elde ettiği şey öğrenmektir ,öğrenmek kötü bir şeydir ,yani aldanmak güzel bir şey ,bilmemek daha güzelidir .

Sevgide pişman olduklarımız ve olmadıklarımız vardır ,pişman olmadıklarım kavuşamadıklarım ,kavuştuklarım da pişman olduklarımdır .Kavuşmamak daha iyi .Dertlerle yaşamak güzeldir ,kendinize has bir dünyanız olur ,dışarıdakiler senin dünyanı anlamaz ,ama sen onların dünyasını anlarsın ,çok basit gelir ,onun için yaşamak çoğu zamam tat vermez ,dert güzeldir ,ama yaşamak zordur,hayatta iyi bir insan olmak en iyisi ,hayatta razı olmadığım olaylar ,çocukların birbirinden ayrı olmaları birinin süt içerken obez olması  , başaka birinin  aç kalması ,birinin zayıflamak için ilaç kullandığı halde biri zayıflıktan ölmesi ,bizi mutlu edecek çok az şey var aslında dünyada.Burayı da bizim cennet yapmamz lazım Allah bize kullanmak için her şeyi ,irade verdi ,hep erteliyoruz ,kafamızı çalıştırmadığımız için hep dertlerle yaşıyoruz ,asıl olan şey yürek kazanmak ,yürek avcısı olmak ,olayların büyük küçüklüğü yoktur bence ,mesela bir çocuğun başını okşarsın o senin için çok basit bir şey ama o çocuk için çok büyük bir karşılıktır .Dünyada olaylar bize göre büyük ,küçük olarak ayrılıyor ,o işin içinde Allah rızası varsa o iş çok büyüktür ,bir yüreğe dokunmak ,bir hayvana su vermek ,helal yoldan para kazanmak ,muhabbet etmek bunlar küçük şeyler değildir ,her şey kendi nefsimiz içindir ,esas olan Allah için yapmaktır ,aşk ‘ta boştur ,geriye kalan hepsi lafı guzaf ,boş laflardır …

Tüm bu kadar şeyleri bile bile yine aşk için dert çeken benim .Deli gönlün hiç bir şey anlamaz ki .Insan ölümü nasıl bile bile yaşıyorsa ben de zararını bile bile hala seviyorum ,zararsız hiç bir şey yoktur ,insanları anlamak denizi bardakla boşaltmaktır ,gönül kazanmak  ,yağmurlu gece aniden çakan şimşek gibidir ,dert çekmekse kış aylarında yağan kar tanelerini hesaplamaktır ,gökyüzüne merdivensiz çıkmaktır ,ağlamakta yağmur yağdıktan sonra yeryüzünün kurumasını beklemektir aşk; güneşin peşini bırakmayan papatyalardır .Aşk kime yarar kime zarar git de bulduğun her dervişe sor …

Kalbindekini her zaman dile getirmene gerek yok ,zaten onları anlatan iki tane iki karadenizli ,gözlerin vardır .Seviyorsan gerçeği de kabulleneceksin,mum eriyip bitti ,kelebek öldü ,yağmur dindi ,rüzgar esmiyor ,lamba durdu ama hala benim içimdeki dinmeyen fırtınlar var.Beklediğim güneş hiç doğmuyor ,sabah kokusu burnuma gelmiyor ,hiç gün doğmayacak galiba ,ya ben mi hissedemiyorum ,gökyüzü turuncu ve sarı olmayacak galiba ,ben nerdeyim ,hangi zamandayım bilmiyorum bunu da galiba ,tek bildiğim şey beklemek ve yanmak .Rahat ol kimse yerine gelemez ne zaman gelmek istersen beni sessizliklerde ve karanlıklarda bulursun .Dur sen zahmet çekme ben ararım seni ve bulurum .Bana kalan hep arayış imiş .

Arayacağım senii…

                                                                                                                   Nil HOROSANI

                                                                                                                            18.07.2017 


ŞEHİTLİĞİN MÜBAREK OĞLUM 

Dönüyorum anne sana az kaldı ,bak kaç kilometrecik kaldı ,eve girdiğim an senin hazırladığın yemekleri yemek istiyor ,sonra dan fedakarlık uniformamı değiştirip ,kucaklarına başımı koyup ,senelerce beklediğim hasreti gidermek istiyorum anne .Yollarda gördüğüm kuzuların analarının yanında görerek kıskanıyorum ama az kaldı anne .Oğlun geliyor gece uyumadan beşiğini salladığın ,kızdığında beni güldürdüğün ,senelerdir beklediğin kalbinin parçası geliyor bekler misin ?

 Anne ben çok iyi hatırlıyorum bana”sen geldiğinden en güzel pastaları hazirlıyacağım ,içemediğin şerbetleri uyuyamadığın yataklarda uyuduracağım seni ,askerlik sana ve bana ,vatana toprağımıza bir örtüdür ,sen beni örttün ben de seni kalbimin toprağıyla örteceğim oğlum seni bekliyorum “demiştin .Anne o güzel gözlerini ,sedef dişli dudaklarını ,gözünün altındaki yorgunluktan düşen mor renkli halkaları görmeye ne kadar sabırsızlanıyorum…

Annem galiba dayanamamış ,beni beklemek için istasyona gelmiş ,ötobüsten inerken ayakklarım dikkatimi çekti çoraplarımın bir yanı kanla kaplanmış ,galiba geçen sefer ki savaşın şehit arkadaşlarımızın kanıydı .Başım ,saçım dağınık,elbiselerim kirli ,yırtık bir çanta içinde bir boş su kutusu ve bir parça tahta sertliği kadar sert olan kuru ekmek bulunmakta olan çantayla ,otobüs durduktan sonra yerimden zıpladım ve inmek için sıra bekliyordum .Halbuki hiç sıra gelmiyordu ,sağdan soldan ,pencereden dışarı bakmaya çalışıyordum çocuklar gibi …

Bir an indiğimde cennet havasını algıladım ,kendi vatanım güneşi yüzüme yansıyordu ,önüme bakacağım derken öyle bir güçlü nur la doldu ki ortalık ,gözlerimi kamaştırdı açamadım ,ellerimi gözlerime götürüp gözlerimi yavaş yavaş açmaya çalışıyordum .Sonra çok güzel kokular gelmeye başladı ,bu koku doğduğum gün beni attıkları kumaşlı kuyunun kokusuna benziyordu ,birazdan ağlayacaktım ki dünya ‘nın en güzel müziği muhteşem bir ses kulağıma çarptı neler oluyor diye dayanamayıp ilerledim bir gözümü açsam ne göreyim ….?

Annneeemmm bu nurlar arasında melekler gibi yaşlı ,bükük boynuyla bana doğru yaklaşıyor ,koşyorum ,zaman ve yol bitmiyor ,nurlar annemin bakışı ,kokuda annemin günlerce sabun bulamayıp yıkamadığı elbisesinin kokusu ,müzikte annemin oğlum deyişi imiş algılamıştım ben .

Anneme sarıldım dünya beni buldu o an ,her şeyim kucaklarımdaydı ,hasret ,özlem ,çaresizlik her şey bitmiş ,güneş yeniden doğuyordu ,annem yaşlı çizgili yanaklarını her yerime sürüyor,zayıf olan göremeyen gözleriyle umutla gözlerime bakıyor ,alnımdan ,yanaklarımdan ,boynumdan öpmeye çalışıyordu ,gözlerinden inen hasret denizin suları dudaklarımın kenarına inip ıslatıyordu . 

Annem hıçrık yüzünden konuşamıyor ، tahtını kaybettikten sonra yine elde eden padişah gibi emr etmekten korkuyor hadi eve gidelim diyemiyordu,sürekli beni bağrına basıyor ağlıyordu ,annem benim bu haletimi görünce yüzündeki tebessümler kaçtı ve üstü başıma bakarak derin derin düşünmeye başladı ,her neyse şimdi yanındaydım elimden sımsıkı tutmuş kimsenin sözünü dinlemeyecek şekilde hızlı yürüyor ,sokaktan çocuklarla kavga ettikten sonra kızgınlıkla dövmek için çocuğun elinden tutup eve götüren başka anneler gibi elimden tutmuş ağrıyan ayakklarıyla hızlı yürüyordu ,ben ise annemi görüp doyamadığım eve gidip hasret gideririz diye annemin yaptıklarına kabulenip yürüyordum . 

Istasyondan ayrıldıktan sonra bir taksiye bindik ,annem bana çok dikkatli bakıyordu ,önümüzdeki şöför bir  aynasına bakıyor bir bana bakıyor yine aynaya bakıyor bana bakıyor,  üzgün görünüyordu acaba ne olmuştu …

Sonra annem ellerimden tutmuş başımı omzuna koymuş sürekli ter kokulu ، saçlarımı okşuyor uzun uzun ah’lar çekiyordu ,takside konuşmayalım sözümüze karışırlar diye her şeyi eve bıraktık ,annem yorgun gözlerle dışarıyı taksinin kirli ve kırık camından izliyordu . 

Annem yanaklarıma öpücükler konduruveriyordu ,anneme şöyle bir baktım omuzlarından başımı kaldırdım içimi bir hüzün sardı ,içimden çok kötü hisler gelmeye başladı ,anneme bir kerecik daha yürekten iç dilekleriyle sarılmak isterken çok büyük dehşetli ve korkutucu bir ses koptu ortaya annemin elleri başımı her tarafa sallıyor ,turuncu sarı renkler gözüme değiyor ,ben…..

__Oğluuummm ne olur aç gözlerini ,daha eve yetişmedik ,sen alışkın değilmiydin bombalara ,daha ben seni kocağıma alamadım ,sevdiğin yemekleri yediremedim ,olsun oğlum patlasın bomba ,roketleri ,sen benim kahraman oğlum değilmiydi ,yoksa benimle şaka mı yapıyorsan anneni güldürmek mi istiyorsun ,yoksa açlıktan bayıldın mı?

_Hadi kalk o zaman, burası evimiz değil eve yetişelim sana en sevdiğin böreklerden hazırliyacağım söz veriyorum, niye uyanmıyorsun annesinin bir tanesi hadi seni bekliyorum …

_Bak bak gözlerim görmiyor sen elimden tut araba çarpar beni oğlum .Annen hala seni sevemedi ,kucağına alıp övemedi niye bırakıyorsun beni ?

Evde kimse yok sensiz ben korkuyorum oğlum ,yanlızlıktan ,sessizlikten ,evlatsızlıktan ,teklikten,yaşlanmaktan ,korkuyorum oğlum abin gibi beni aldatıp dönmeyecek misin oğlum aç şu gözlerini beni duyuyor musun ?

_Oğlum lutfen bir kere konuş ne olursun bir kerecik anne dermisin ,patlayacak yaşlı kara bahtlı kan yara dolu kalbim konuşsana anlamıyor musun ?

_Duymuyor musun ?

_Oğlum ?

_Annem duyuyorum seni ve anlıyorum ama yazık konuşamıyorum ,görüyorüm kendini parçaladığın haletlerini ,yapma anne Allah aşkına yapma sana yakışmaıyor ,bende çok isterdim senin muhabbet dolu kucaklarında uyumayı ,gül gibi kokan ellerinle başımı okşamayı istemez miydim ?

_Anne ben gidiyorum babamın ve abimin yanına eğer söyleyeceklerin varsa dinliyorum ,onlara ileteceğin varsa kahramanın gidiyor ,ağlama anne ben gerçek evime gidiyorum  belki hiç bir zaman dönmem ,beni bekleme umutsuzlanırsın ,abim dönmedi ben de dönmem izinimiz yok anne ,ne olur yalvarma şu ortada uyan cesedime ,bir kerecik beni dinle ,gözlerimi açmaya çalışma ,onlar bir daha açılmayacak ,bende gideceğim yeri bilmiyorum ,ama bir yolculuğum var anne ,yolculuk esnasında duana ihtiyacım var anne ,bağırma faydası yok anne bak etrafındakilere tek sen değil sana benzeyen dertler çeken anneler var delilik yapma anne ,sevin oğlun şehit oldu ,dünyanın kirli günah dolu suyuyla yıkanmadan önce annesinin gözyaşı ve kendi kanıyla yıkandı ,anne ne olur kaldır yaralı sinemin üstunden o güzel temiz kafanı ,anne ne olur dinle beni ,ben seni duyuyorum neden sen beni dinlemiyorsun .Yoksa duyamıyor musun beni ?

_Anne bak kefenim yok ,elim nerde ,ayağım nerde en azından şu bedenimin kalan parçalarını topla ,cesedimin parçalarını bir araya getirerek bir avuç toprak içine koy anne ,herkes bana bakıyor uzaklaşıyor ,kimse beni ölü grubunda saymasın anne lütfen ne olur toparla beni anne anne !

_Şehit mi oldun yoksa oğlum bu sen misin ?

_Tanıyamıyorum ama abin bu kadar parçalanmamıştı hadi kalksana aldatma beni yeter eziklenemem bu kadar .

_Her oğluma şehitliğin mübarek olsun oğlum diyemem bir tanem elin nerde tutsana ellerimden titriyor ,seni arıyor oğlum bu kadar söz dinlemez değildin ama yorma beni oğlum ……

_Anne ben  gidiyorum hakkını helal et ,bekleme beni dönemem anne inan dönemem ….. 

                             Nil HOROSANI 

                               16.07.2017

IKI GÜN 

Dünya iki gündür:

  • Bir gün yaşam ,
  • Bir gün ölüm 

Yaşam gününü ölüm sanırken ,ölüm gününde yaşamak isteyen adamlarız biz .


                                                                                                          Nil HOROSANI 

                                                                                                              13.07.2017

TANIYAMADIK 

DÜNYA 

  • Savaşırken hedefi belli olmayan savaşçı
  • Uyurken rüya göremeyen çocuk 
  • Ağlarken aynaya bakamyan genç 
  • Kırdıktan sonra eski hali düşünen aşçı 
  • Kestikten sonra pişman olan marangoz 
  • Giderken arkasına bakan şöför 
  • Kendisi için çocukları aldatan dondurmacı



Ağlamak :

-yine bana düştü

Ağlamak derken ben den değil gözlerimden sor ;

Gözlerim şikayet ediyordu :

_Kalbin ah çekmeyince ben su dökmem ki …

Kalbim şikayet ediyordu galiba benden ..

Ben şikayet edeceğim şimdi senden ,yok olmadı sen et benden ,

Boş ver yine ağlamak düşecek bana ,koy koparma yaş ile yetişen gülleri çileli bahçemden …

                                                                                             Nil HOROSANI

                                                                                                        11.07.2017 

GÖNÜL

Kâbe etrafinda dönen müslümanlar ،

Ne yazık ki Allah’ın yarattığı gönlün etrafına bir kere bile dönmemişler …

                                                                         Nil HOROSANI  

                                                                             09.07.2017 

ANLAYAMADILAR KI 

Bizi hayatta tutan en yaygın yiyecek ve  içeceklerimiz sevgi ve muhabbetti bir zamanlar …

 Biz biz idik ,her düğünde omuz silken ,her sorunun çözümünde bulunan ,yaralandığımızda gülüp dünyaya bakan güçlü gençler idik …

Rabbim diye çalışan ,anam babam diye ağlayan ,kardeşlerin elini korumak için tutan güçlü gayretli yolu seçen çaresiz umut dağında ölü kalan taşalarız …

Son kez anladığım sözler “bıktım ne çare ne yol olur mu böyle hayat ” sözlerine benziyordu .Bizim de arzularımız ,armanlarımız ,yetişmek için çabaladığımız muradımız vardı ,bizi sapık veya manyak, dünya’dan hiç bir şey anlamayanlardan sanmayın ,bizi sesizlik çukuruna düşüren nefs ve yoksuzluk oldu .Yemek değil bu kere zaten yemek derken ikinci olarak içmek geliyor aklıma .Içecek derken de kola veya kahve ,gelmiyor iki elementten oluşan mavi ,onun için çöllerde koşan ,kutusunu bulup havalara uçan kız kardeşimin hali ,su geliyor aklıma .Bu durumları boş verelim demeyeceğim ondan üstün olan dertlerimiz de var ,nasıl anlatmak istesem de kalbim paramparçalanıyor ,bir güçlü aslanın orman yöneticisi olupta elleri bağlı olan abinin gayreti söze alınınca delikler açılıyor bütün abiler vücüdunda .

Asıl anlatmak istemiyorum ,ama dertlerim sığmıyor büyük kalbime .Her abi kız kardeşini gelinlik elbisesinde görmeyi isterken ,bizim kader de ne yazılıyor ,hatta düşünürken de içim içimi yiyor ,bana göre bir ölüm ,ölümde belki kolaydır çünkü senin rızanla canını alırlar ,ama bu dünya ‘ nın ölümü ise zorla imiş .Kız kardeşim bana dağ gibi yaslanırken bir gün bir kaç silahlı evimize giriyor ,bağırmaya çağırmaya başlıyor ,ne olup bittiğini öğrenmek için dışarı çıkan abinin başına silah tutuluyor ,çıkar kardeşini biz götürelim abinin dünyası bitiyor o an …

Dünya mı ???

Yaşamak mı ???

Ben yaşamaktan hiç bir şey anlamam ki benim hayat kardeşimi elden verdiğim ve bir kaç yabancı hayvanın götürdüğünü gören ve hala yalancı dünya ‘ya bakan içimdeki vijdanım her gün kinaye atıp dururken bitmişti .

Bunlar geçici derlerdi ,onlar abi değildi ki …

Bu dertler eritip duruken bizi iki yol ortaya çıkıverdi .Birisi ya asker olacaksın ya bu diyarı terk edeceksin ,öbürü de ya talip olacaksın devlet ile savaşacaksın ya öleceksin …Asker olmak istemem çünkü akerler silah elinde ama onun kullanma emri düşmanın elinde bir gaddar ve hain olamam ,talib olup günahsız ,her gün uçurtma uçurmak isteyen küçük melekleri yetim yapmak istemem…

Dert ,çile ,gam ,hüzün derken alıştık ne yapmalıydık asarsak kendimizi haram ölürdük hatta ölmemize de izinimiz yoktu anlayabiliyor musunuz ??

Ölüm ama çaresiz yaşamak …

Tek yolum esrar ,eroin ,morfin ,ekstazy ,kokain ,haşhaş oldu …

Çok sevdim ben bu şeyleri ya hatta onlara bayılıyorum ,şu kardeş abla da lan neymiş boş ver bana ne kim götürse götürsün yeter ki bana birazcık bile olsa haşhaş versinler biraz rahatlayayım ,keyfim yerine gelsin ,içeyim şu sigaraları …

Bir türlü esrar ,eroin almak için param yok Allah’ım delircam ne olur biraz kokain getirsinler üfffffffff…

Sonra dayanamayıp atıyorum kendimi sokaklara çöplerin arasına oturup yemek için koklaya koklaya ,kurumuş ,kokan ,simsiyah ellerle ,dağınık saçlarla ,zayıflamış kediler gibi çöpleri o tarafa karıştır bu tarafa karıştırıyorum  ,ama hiç br şey bulamıyorum her yer morfin kokuyor of burnuma ne güzel değiyor ,etrafımdakilere saldırmak istiyorum  bazen hatta çantalarını alıp kaçıyorum en azından o çantanın içindekilerle bir gece rahat edebiliyorum .Ama ne yazık ki çok çabuk bityor  .Çuval elimde oğlen arası güneşte insanlsrı kavuruyor hallete çöplerin arasınd kaybolan hayatımı arıyorum .Sanki ben razımıyım ??

O anda modern bir araba geçiyor yoldan ,içindekiler bana hayretle bakıyorlar ,bir an içinde bana bakıp ağızlarını çıt çıt çıt yapmaya başlıyorlar ,ne halet bu ne yapmışlar bunlar kendilerini ,vatan hiç bir zaman ayağa kalkmayacak bunların elinden diyor .

Ben niçin ?

Nasıl ?

Neden ??

bu halette olduğumu düşündün mü ??

Yok düşünemezsin çünkü senin elindeki dünya zar ları buna izin vermeyecek ,o benim hayat ben yaşayıp sizlere örnek olacağım .Sanki benim ailem yokmuy du ,benim canım sen gibi dünya da gezmeyi istemiyor muydu ,gülmek bana yakışmaz mıydı ,soframın etrafında ailemi.görmek bana göre değil miydi ,doktorluk değil de en azında kalem tutmak ve tuturmak bana farz değil miydi ???

Asıl bunların hepsi benim olması lazımdı .Ama olmadı ,neyse şimdi benim dünyam dört tane sarhoş arkadaş ,çalmak ,saldırmak ,uyumak ,rahatsız etmek ,köşe pöşelerde oturup hedef belirlemek sarhoş olmak …

Bizi ,gençleri bu halete düşüren neydi biliyor musunuz ?

Yoksuzluk ,adaletsizlik ,rüşve ,devlet ,parasızlık ,açlık ,emniyet ,haksızlık …

Ne yazık ki anlayamadılar bizi….

                                                                                                            Nil HOROSANI 

                                                                                                            08.07.2017